EV EV EV YİNE EV! | İSTANBUL

Merhabaaaa!

Uzun bir aradan sonra tekrar sımsıcak, kucak dolusu Merhaba! Sana.

Az önce Avatar(2009) filmini izledim bilgisayardan…

Film James Cameron tarafan yazılıp yönetilen bir yapıt.

Beni etkileyen bir cümleyi alıntı yaparak devam etmek istiyorum.

Şöyle;

“Bir insan iki kez doğar biri Varoluşu, diğeri ise toplumun arasında bir yer almasıdır.”

Bu bildiğimiz sözü böyle cekici kılan ise algıda seçici bir ruh haline sahip oluşumdan başka birşey değildir aslında.

Yeni hedeflere yine ve yeniden kaldırabileceğimden daha fazla yük ile devam ederken toplum içinde varoluş sürecimde

bulunduğum çevrede yaşam alanı oluşturma kaygısındayım.

11 yaşımdan bu yana belli döngüler ve belli zamanlar içersinde para kazanmak ve yaşamın bu durumuna adapte olmak ve öğrenmek için değişik işlerde çalıştım.

Bir çok kitapta yazdığı gibi hepimizin korkuları vardır benim korkumda şu;

“..düşündüm, düşündüm ama bir cümle halinde korkumu betimleyemedim..ama sanırım -zamana ayak uydurmak ve kendi yağımla kavrulmak kısaca ayakta kalmak- olsa gerek”

Yaşamımın bu anına kadar kendimi genelde zorladım, sonra kendimle başbaşa kaldığımda kendimi acımasızca eleştiren bir yapıya sahibim.

Türkiye’nin bir çok yerinde ve yurtdışında kendimi zorlayan hamleler yaptım, kişisel ve ruhsal gelişimim için kafa seslerimi kay eden

bir teknoloji henuz olmadıgı için kendi kendime kurduğum monologları dinleyemiyoruz şu anda ama çok fonksiyonlar üretip çok yıktığım olmuştur.;)

İlkler -her zaman- unutulmazdır! Bir çok kez kendime bunun böyle olmayacağı durumları ararken bulsamda bu gerçeği artık kabul ediyorum.

İstanbul’da anımsadığım bir durum var.

İstanbul’da anımsadığım diyorum çünkü bu kent’te böyle bir şey yok.

Olmayınca özlüyorsun…

“Nezaket ve Hoşgörünün olmadığı bir şehir!”

Kendimi el değmemiş, ayak basılmamış vahşi bir ormanda hissediyorum burada, içindekilerde yaratıklar gibi :)

(kafa sesim: yok!, yok! Filmin etkisinde değilim, filmden önce de böyle idim.)

Uzun zamandır Fizik, Matematik, Astronomi ve benzeri bilim dalları ile ilgilenemiyorum. Popüler anlamda takip etmeye çalışıyorum.

Bunları özledim. Gözleri çakmak çakmak bakan ve bana fizik, matematik ve astronomi ile ilgili soru soran insanları görünce mutlu

oluyorum,elimden gelen yardımı yapmaya çalışıyorum.

Bu böyle özlem dolu bir yazı oldu.

Sanırım biraz dertliyim ve seninle paylaştım.

Uzun zamandır bir çok arkadaşımla görüşemiyorum. Umarım onlarda bana gönül koymuyorlardır.

Durumumu özetlemek gerekirse, saatte 200km/h(200 kilometre bölü saat) hızında giden bir aracın içindeyim ulaşmam gereken bir yer var ve zamanım az bundan dolayı yola her şekilde devam ediyorum.

Bazen çarparak, bazen bir parça bırakarak, bazen yolu uzatarak, bazen kafamı gözümü aracın içinde aracın savrulmasıyla sağa sola çarparak ilerliyorum. Aracın yan pencerelerinden dışarıda çevremde

sevdiklerimi, saygı duyuklarımı görsem bile onlara birşey diyemeden yola devam ediyorum.

Not: Bir analizimi seninle paylaşmak istiyorum. Yüksek hızlarda eğer ki bu yüksek hız içerisinde iken kişi görsel ve fiziksel olarak yani titreşimlerle bu hızı belli bir düzeye kadar hissediyorsa içinde şiddet eğilimi uyandırıyor.

Belki de bundan dolayıdır ki Nasa’nın tüm astronotları döndükten bir süre sonra evlilik yaşamlarına son vererek eşlerinden ayrıldılar. Kim bilir?

=)